A. BOŞANMA DAVALARI HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Eşlerden birinin, kanunda öngörülmüş sebeplere göre açacağı dava sonucunda evlilik birliğine mahkeme tarafından son verilmesine boşanma denilmektedir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere Türk Medeni Kanunu boşanma için bazı şartların varlığını aramaktadır. Bunlar;

  • Boşanma ancak hakim kararıyla gerçekleştirilebilir.
  • Hakimin boşanma yönünde karar verebilmesi için eşlerden biri tarafından boşanma istemli dava açılmış olmalıdır.
  • Boşanma davasında kanunda yazılı sebeplerden biri gerçekleşmiş olmalıdır.

Türk Medeni Kanunun 168. Maddesine göre; “Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.” Ancak her iki tarafın da bağımsız yerleşim yerleri yoksa bu durumda dava tarafların davadan önce son altı aydan beri birlikte oturdukları yerde açılmalıdır.

anlaşmalı ve çekişmeli boşanma

Boşanma davaları konusunda görevli mahkeme ise Aile Mahkemeleridir. Eğer o yerde aile mahkemesi mevcut değilse bu durumda asliye hukuk mahkemeleri boşanma davalarına bakmakla görevlidir.

Boşanma davalarıyla ilgili birtakım usul kuralları öngörülmüş olup bu kurallar Türk Medeni Kanununun 184. Maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir;

Madde 184-

Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbidir:

1. Hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz.

2. Hâkim, bu olgular hakkında gerek re'sen, gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez.

3. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz.

4. Hâkim, kanıtları serbestçe takdir eder.

5. Boşanma veya ayrılığın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz.

6. Hâkim, taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir

B. ÇEKİŞMELİ BOŞANMA DAVASI VE ŞARTLARI NELERDİR?

Boşanmaya ilişkin hükümler Türk Medeni Kanununda düzenlenmektedir. Türk Medeni Kanununa göre hukukumuzda iki tip boşanma mevcuttur. Bunlar; anlaşmalı boşanma ve çekişmeli boşanmadır. Anlaşmalı boşanmanın şartlarının bulunduğu durumlarda; kısa sürede sonuçlanması sebebiyle Türk Medeni Kanununda genel boşanma sebepleri arasında düzenlenen anlaşmalı boşanma yolu tercih edilmektedir. Ancak taraflardan yalnızca birinin boşanmak istediği durumlarda, her iki eşin de boşanmak istediği ancak boşanmanın neticeleri konusunda anlaşamadıkları durumlarda, evlilik süresinin 1 yılı aşmadığı durumlarda ise çekişmeli boşanma yoluna başvurulmaktadır.

BOŞANMANIN ÖZEL SEBEPLERİ

a. Zina

Boşanma sebeplerinden olan zina Türk Medeni Kanununun 161. Maddesinde düzenlenmiş olup kusura dayalı ve özel bir boşanma sebebidir. Zina kavramından anlaşılması gereken ise evlilik birliği devam ederken eşlerden birinin karşı cinsten biriyle cinsel ilişkide bulunmasıdır. Bu hususta dikkat edilmesi gereken ise eşlerin eşcinsel ilişkilerinin zina kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu durumun ancak kanunun 163. Maddesinde düzenlenen haysiyetsiz hayat sürme kavramı kapsamına girebileceğidir.

I. Zina

Madde 161- Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

Eşler mahkemece verilen ayrılık kararı sebebiyle ayrı yaşıyor iseler de bu süreçte evlilik halen devam ettiğinden başka bir kimseyle cinsel ilişki yaşamaları zina kapsamında değerlendirilmektedir.

Zina sebebi genellikle suçüstü yapılması zor bir durumdur. Bu nedenle hakimde zina konusunda gerçekleştiğine dair kanaat oluşursa, suçüstü durumu olmasa bile boşanmaya karar verilebilir. Ayrıca eşlerden birinin zina fiilini gerçekleştirdiği ceza mahkemesi kararıyla sabit hale gelmişse bu durum boşanma bakımından kesin delil teşkil edecektir.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ 2017/2673 Esas, 2018/12330 Karar, 01.11.2018 Tarih

Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı-davacı kadının sadakatsizlik eyleminin sabit olduğu anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 161. madde koşulları oluşmuştur. Bu durumda davacı-davalı erkeğin zinaya dayalı boşanma davasını ispatladığının kabulü gerekir. O halde zina hukuksal sebebi uyarınca erkeğin boşanma davasının kabul edilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA,…

Zina sebebinin düzenlendiği 161. Maddenin 2. Fıkrası; “Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.” İfadesine yer vermiş olup bu süreleri aşan süreçte dava açılması halinde zina iddiası dinlenmeyecektir. Bu durumda zina sebebiyle dava açma süresi dolmuşsa da 166. Maddeye göre evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebiyle boşanma davası açılabilir.

Yine 161. Maddenin 3. Fıkrasına göre zina fiilini affeden tarafın dava açma hakkı bulunmamaktadır. Bu hususta af açık olabileceği gibi örtülü de olabilmektedir. Yalnızca af iradesinin bulunduğu açıkça anlaşılmalıdır.

b. Hayata Kast, Pek Kötü Muamele ya da Onur Kırıcı Davranış

Türk Medeni Kanununun 162. Maddesinde sayılan bu durumlar kusura dayalı ve özel boşanma sebepleridir. Bu madde kapsamında üç ayrı boşanma sebebi sayılmış olup ayrı ayrı incelemekte fayda vardır.

II. Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış

Madde 162- Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir.

Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

  • Hayata Kast

Hayata kast; eşlerden birini diğerin öldürmek amacıyla bazı fiillerin gerçekleştirilmesidir. Hayata kast farklı şekillerde gerçekleşebilir, icrai bir davranışla olabileceği gibi, intihara teşvik etme şeklinde de gündeme gelebilir. Bu sebep kapsamında dikkat edilmesi gereken ise fiil ya da fiile eşdeğer bir imtina hali bulunmasıdır. Bu nedenle eşin hayatına kast edileceğine dair tehditte bulunması bu sebep kapsamında değerlendirilemez.

  • Pek Kötü Muamele

Pek fena muamele ile anlatılmak istenen eşin vücut bütünlüğü ve sağlığına yönelik her türlü saldırı olup kapsamlı bir sebeptir. Eşlerden birinin diğerini dövmesi, bir odaya kilitlemesi bu sebebi oluşturmaktadır. Ayrıca kötü muamelenin devamlılığı aranmamaktadır. Bazı davranışların tek sefer gerçekleşmesi de pek kötü muamele olarak değerlendirilebilecektir.

Davranış ne olursa olsun kasten yapılması gerekmektedir.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ 2018/1054 Esas, 2018/2622 Karar,

27.02.2018 Tarih.

Davalı tarafın 31.05.2015 tarihli fiziksel şiddet eyleminden sonra affa ilişkin somut delillerle desteklenmeyen iddiası affın kabulü için de yeterli değildir. Gerçekleşen bu durum karşısında, davalı erkeğin, davacı eşine 31.05.2015 tarihinde fiziksel şiddet uyguladığı, kadının ceza dosyasındaki fiziksel şiddete dair raporunda belirtildiği üzere de, erkeğin kadının saçlarını kopardığının anlaşıldığı, bu haliyle davalı erkeğin, davacı kadına pek kötü ve onur kırıcı davranışta bulunduğunun (TMK m. 162) kabulü zorunlu hale gelmiştir. Öyleyse, Türk Medeni Kanununun 162. maddesine dayalı olarak açılan iş bu davanın kabulü gerekirken, reddi isabetsiz olmuş ve bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA,…

  • Onur Kırıcı Davranış

Bu sebeple anlatılmak istenen eşlerden birinin diğerini küçük düşürmek amacıyla yaptığı hakaret ve hareketlerdir. Eşin işyerinde yapılan hakaretler, intikam almak için yapılan asılsız ihbarlar bu sebebe örnek verilebilmektedir.

Bu üç davranış bakımından da 162. Maddede hak düşürücü süre düzenlenmiş olup eşin bu sebebi öğrenmesinden itibaren 6 ay ve her halde 5 yıl geçmekle davayı açması gerekmektedir. Ayrıca affeden tarafın dava hakkı bulunmamaktadır.

c. Küçük Düşürücü Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme

Bu sebep Türk Medeni Kanununun 163. Maddesinde düzenlenmiş olup iki ayrı alt daldan oluşmaktadır. Bu dallar küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme olup diğer eşten bu davranışlar sonucu birlikte yaşaması beklenmemelidir.

III. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme Madde 163-

Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.

  • Küçük Düşürücü Suç İşleme

Küçük düşürücü suç kavramının sınırları belirlenirken suç kapsamında verilen ceza değil halkta uyandırdığı intiba dikkate alınmalıdır. Yargıtay içtihatlarında genel olarak dolandırıcılık, hırsızlık ve cinsel suçlar küçük düşürücü nitelikte görülmektedir.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ 2014/20560 Esas, 2015/4947 Karar, 19.03.2015 Tarih.

Davalının, on iki yaşında bir kız çocuğuna cinsel tacizde bulunduğu, suçu sabit görülerek bundan dolayı ceza aldığı yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Mahkemece, "davalının bu suçu bir kere işlemiş olmasının tek başına boşanmaya neden olmayacağı vicdani kanaatine varıldığı, bu durumun evliliği diğer eş bakımından çekilmez hale getirdiğinin ispatlanması gerektiği, bu yolda delil getirilmediği" gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Dava Türk Medeni Kanununun 163. maddesinde yer alan "küçük düşürücü suç işleme" sebebine dayanılarak açılmıştır, işlenen suçun niteliğine göre davacının dava açması karşısında onunla birlikte yaşaması kendisinden beklenemeyeceği açık ve tartışmasızdır. Boşanma sebebi gerçekleşmiştir. Davanın kabulü gerekirken, isteğin reddi doğru görülmemiştir.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA,

  • Haysiyetsiz Hayat Sürme

Haysiyetsiz hayat sürme kavramı her ne kadar sübjektif bir kavram olsa da kumar oynama, hayat kadını olarak hayatını devam ettirme gibi davranışlar genel geçer haysiyetsiz hayat sürme halleri olarak görülmektedir. Bu sebeplerin evlilik süresince gerçekleştirilmiş olması gereklidir.

İki sebep bakımından da kanun kapsamında hak düşürücü süre öngörülmemiş olup dava her zaman açılabilecektir. Ancak davanın açılması sayılan sebeplerin eş için birlikte yaşamayı imkansız hale getirmesine bağlanmıştır. Bu durumda birlikte yaşamanın çekilmez hale gelip gelmediğini ise hakim takdir etmektedir.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ 2009/16450 Esas, 2009/19112 Karar,

09.11.2009 Tarih.

Davalının Erdemli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.11.2007 tarihinde kesinleşen ilamıyla resmi belgede sahtecilik suçundan mahkum olduğu anlaşılmaktadır. Ceza dava dosyasının incelemesinde; Davalının E. U. kimliğini kullandığı, G. U. ve F. P.'la bir müddet evlilik dışı birlikte yaşadığı, bu nedenle haysiyetsiz yaşam sürmenin koşullarının gerçekleştiği ve onunla birlikte yaşaması davacıdan beklenemeyecek hale geldiği sabit olduğu halde, yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru görülmemiştir.

d. Terk

Terk sebebiyle boşanma davası açılması kanunun 164. Maddesinde düzenlenmiş olup sıkı şartlara bağlı bir boşanma sebebidir.

IV. Terk Madde 164-

Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.

Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.

Terkin şartları ise şu şekilde sıralanabilir;

  • Eşlerden biri ortak konutu terk etmelidir: Bu durum ise üç ayrı şekilde gerçekleşebilir. Eş, ortak konutu terk etmedeki amaç evliliğin kendisine getirdiği sorumlulukları yerine getirmekten kaçınmak amacıyla evi terk edebilir. Terk için önceden bir haklı sebep bulunmasına karşın bu sebep ortadan kalkmış ve kişi buna rağmen eve dönmüyorsa yine bu şart gündeme gelir. Diğer eşi ortak konutu terke zorlama durumunda da zorlamada bulunan kişi ortak konutu terk etmiş sayılmaktadır.
  • Terk en az altı ay sürmelidir: Bu süre geçmediği sürece terk nedenine dayalı boşanma davası açılması mümkün değildir. Eş bu süre dolmadan ortak konuta gelir ve tekrar evi terk ederse süre ikinci terkten itibaren tekrar başlayacaktır.
  • Terk eden eşe hakim ya da noter aracılığıyla ihtarda bulunulmalı: İhtar evi terkin dördüncü ayından itibaren yapılabilmektedir. Yani terkin sürmesi gereken 6 aylık sürenin 4 aylık kısmı ihtardan önce 2 aylık kısmı ise ihtardan sonra olmalıdır. İhtar bu süreden sonra da yapılabilecekse de bu durumda da yine ihtardan sonra 2 ay geçmesi beklenmelidir. Hakim veya noter ihtarın haklılığı konusunda bu aşamada araştırma yapamaz. İhtarın haklılığı bu ihtarnameyi takiben dava açılması halinde boşanma davasına bakan hakimce incelenecektir.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ 2019/5723 Esas, 2019/12399 Karar, 17.12.2019 Tarih.

Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesi, eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde, ayrılık en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ise, istem üzerine hakim tarafından yapılan ihtarın da sonuçsuz kalması halinde terk edilen eşin, boşanma davası açabileceğini hükme bağlamıştır. Davacı erkek 01.07.2014 tarihinde ihtar isteğinde bulunmuş, istek doğrultusunda verilen karar davalı kadına 22.07.2014 tarihinde tebliğ edilmiş, aradan yasanın aradığı iki aylık süre geçtikten sonra 07.02.2017 tarihinde boşanma davası açılmıştır. Tarafların devam eden ayrılıklarını nihayete erdirmek isteyen davacı erkek tarafından eve dönmesi için usulüne uygun şekilde yapılan ihtara icabet etmeyen davalı kadın, eve dönmemekte haklılığını ispatlayamamıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında; mahkemece, Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesi uyarınca davacı erkeğin davasının kabulü gerekirken, yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

e. Akıl Hastalığı

Akıl hastalığı sebebiyle boşanma davası açılması kanunun 165. Maddesinde irdelenmiş olup akıl hastalığına sahip olmayan eş için evliliğin çekilmez hale gelmesi halinde boşanma sebebi oluşmuş olacaktır.

V. Akıl hastalığı Madde 165-

Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.

Akıl hastalığının boşanma sebebi olarak nitelendirilmesi için bazı şartların varlığı aranmaktadır. Bunlar;

  • Akıl hastalığı evlilik birliği içerisinde var olmalı
  • Akıl hastalığının iyileşmeyeceği sağlık kurulu raporuyla ortaya konulmalı
  • Akıl hastalığı bulunmayan eş bakımından evlilik ilişkisi çekilmez hale gelmiş olmalı

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ 2009/5912 Esas, 2010/8623 Karar, 29.04.2010 Tarih.

Dava akıl hastalığına dayalı boşanma istemine ilişkindir. Türk Medeni Kanunu'nun 165. maddesi uyarınca, eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir. Toplanan delillerle, davalının akıl hastalığının davacı eş için müşterek hayatı çekilmez hale getirdiği kanıtlanmamıştır. Davacının davasının reddi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün gösterilen sebeple BOZULMASINA,temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 09.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

Akıl hastalığı sebebiyle boşanma davası açılması herhangi bir hak düşürücü süreye tabi olmayıp her zaman bu sebebe dayanılarak dava açılabilmesi mümkündür.

BOŞANMANIN GENEL SEBEPLERİ

Boşanmanın genel sebepleri Türk Medeni Kanununun 166. Maddesinde düzenlenmiş olup bu maddede üç farklı sebebe yer verilmiştir. Bunlar; evlilik birliğinin temelden sarsılması, eşlerden birinin dava açması diğerinin kabulü ya da birlikte dava açmaları yani anlaşmalı boşanma ve ortak hayatın kurulamamasıdır.

a.Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması

Günümüzde boşanma davalarında en çok karşımıza çıkan evlilik birliğinin temelden sarsılması kavramı Medeni Kanunun 166. Maddesinin 1. Ve 2. Fıkrasında düzenlenmiştir.

Madde 166-

Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir

Bu maddeye göre ancak taraflar arasında artık evlilik birliğinin devamı imkansız hale gelmişse bu sebebe dayalı boşanma davası açılabilecektir. Bu boşanma sebebi kusura bağlı olmayıp iki tarafın kusurunun bulunmadığı hallerde de bu sebebe dayanarak boşanma davası açılabilir. Bu sebebin bulunup bulunmadığını takdir yetkisi ise hakimdedir. Evlilik birliğinin temelden sarsılmasına dayanarak boşanma davası açılabilmesi için ise bazı şartların varlığı gerekmektedir Bunlar;

  • Evlilik birliğinin temelden sarsılması: Bu sebepten anlaşılması gereken taraflar arasında büyük fikir ayrılıklarının bulunması gerektiğidir.
  • Evlilik birliğinin temelden sarsılmasının eşlerden en az biri bakımından evliliğin devamını imkansız hale getirmesi: Bu imkansızlığın meydana gelip gelmediği dava kapsamında hakim tarafından takdir edilecektir. Hakim imkansızlığın meydana geldiği yönünde inandırıcı delil bulamazsa davayı reddedecektir. Hangi sebeplerin evliliğin devamını imkansız hale getireceğine örnek vermek gerekirse; eşe kötü muamele, cinsel uyuşmazlık, eşi başkalarının yanında küçük düşürmek davranışları örnek verilebilir.
  • Davalının davacının daha kusurlu olduğunu ileri sürmemiş bulunması: Evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebiyle boşanma davası açılması için davalının boşanma konusunda kusuru bulunmamalıdır. Açılmış olan davada davacı daha kusurlu ise bu durumda davalı bu davaya itiraz ederek davacının daha kusurlu olduğunu iddia edebilir.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ 2020/1970 Esas, 2020/3675 Karar, 14.09.2020 Tarih

Tüm dosya kapsamından davalı erkeğin kadının ailesine ağza alınmayacak hakaret ettiği anlaşılmaktadır. O halde erkeğin kusurlu davranışlarına göre boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkek tamamen kusurludur. Evlilik birliğinin devamı eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Dosyaya yansıyan olaylar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabit olup, TMK'nın 166/1 maddesinde yer alan boşanma koşullarının oluştuğu dikkate alınarak davacı kadının davasının kabulü gerekirken reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

b.Eşlerin Boşanma Konusunda Anlaşmaya Varması (Anlaşmalı Boşanma)

Kanunun 166. Maddesinin 3. Fıkrası halk arasında da sıkça kullanılan anlaşmalı boşanma kavramını ve şartlarını açıklamıştır.

(3) Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.

Anlaşmalı boşanma yolu ile boşanabilmek için şu şartların somut olaysa bulunması gerekmektedir;

  • Evlilik en az 1 yıl sürmüş olmalıdır: Kanunda bu şartın düzenlenmesinin amacı tarafların kısa süreli evliliklerle bu yola başvurmasının önüne geçmektir.
  • Boşanmak için eşler mahkemeye beraber başvurmalı veya birinin açtığı davayı diğeri kabul etmelidir.
  • Hakim tarafları yüz yüze dinlemelidir: Bu şartın konulmasının nedeni ise tarafların iradeleri üzerinde herhangi bir baskı olup olmadığının tespitidir. Hakim tarafları duruşma salonunda dinledikten sonra taraflardan en az birinin serbest iradesinin bulunmadığı kanaatine varırsa davanın reddine karar verir.
  • Tarafların hazırladıkları boşanma protokolü hakimce uygun bulunmalıdır: Taraflar bu sebeple boşanmak istiyorlarsa aralarında bir protokol bulunması gerekmektedir. Bu hususta hakim yapılan protokolü yeterli bulmazsa tarafların ve varsa çocukların menfaatini göz önünde bulundurarak gerekli hususları düzenler.

Anlaşmalı boşanma davasının reddedilmesi tarafların sonradan tekrar anlaşarak boşanma davası açmasına engel değildir.

c. Ortak Hayatın Kurulamaması veya Fiili Ayrılık

Bu sebebe dayalı boşanma ve şartları kanunun 166. Maddesinin 4. Fıkrasında düzenleme alanı bulmuştur.

(4) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.

Bu sebebe dayalı boşanmanın gerçekleştirilebilmesi için;

  • Daha önce yapılan boşanma başvurusunun reddedilmiş olması
  • Boşanma talebinin reddi kararından sonra 3 yıl geçmesine karşın evlilik birliğinin halen dahi sağlanamamış olması
  • Eşlerden birinin boşanma davası açmış olması gerekmektedir.

ÇEKİŞMELİ BOŞANMA DAVA SÜRECİ

  • Dilekçeler Teatisi: Çekişmeli boşanma sürecinin ilk aşaması dilekçelerin teatisidir. Bu süreç dava dilekçesi, cevap dilekçesi, cevaba cevap dilekçesi ve ikinci cevap dilekçesi şeklindedir. Dilekçeler teatisi aşaması yurtdışına tebligatı gerektiren boşanma davalarında oldukça uzun sürmektedir.
  • Ön İnceleme Duruşması: Dilekçeler teatisinden sonraki ilk duruşma olup tarafların talepleri tespit edilerek davada buna göre bir yol çizilir.
  • Tahkikat Duruşması: Tahkikat aşaması birden çok celseden oluşmaktadır. Bu aşamada tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilir. Bu kapsamda ilgili kurum ve kuruluşlara müzekkere yazılarak cevapları değerlendirilmeye alınır. Ayrıca tarafların bildirdiği tanıklar dinlenerek tarafların boşanma konusundaki kusurlarının tespiti amaçlanır.
  • Sözlü Tahkikat Aşaması: Araştırma sürecinin tamamlanması ile tahkikat aşaması sona erer ve sözlü tahkikat için duruşma günü verilerek tarafların katılmamaları halinde yokluklarında karar verileceği taraflara ihtar edilir.

SONUÇ: ANLAŞMALI BOŞANMA İLE ÇEKİŞMELİ BOŞANMA FARKLARI

  • Taraflardan yalnızca birinin boşanmak istediği durumlarda, her iki eşin de boşanmak istediği ancak boşanmanın hükümleri konusunda anlaşamadıkları durumlarda, evlilik süresinin 1 yılı aşmadığı durumlarda çekişmeli boşanma davası tercih edilirken; 1 yılı aşkın süredir evliliğin bulunduğu ve tarafların boşanmanın sonuçları dahil boşanma konusunda anlaştıkları hallerde anlaşmalı boşanma tercih edilmektedir.
  • Anlaşmalı boşanma davaları mahkemelerin duruşma tarihleri konusundaki yoğunluğuna göre 1 hafta ile 1 ay arasında sürerken çekişmeli boşanma davaları 1-1.5 yıl aralığında sürmektedir.

Yazımızda çekişmeli ve anlaşmalı boşanma hakkında bilgiler aktararak aralarındaki farkların neler olduğunu aktardık. Boşanma süreçleri titizlik ile yürütülmesi gereken hukuki süreçlerdir. Bu nedenle boşanma hukuku konusunda uzman avukat veya hukuk bürolarından profesyonel destek almanız yararınıza olacaktır.

Yukarı Çık