Şahsi Cezasızlık ve Cezada İndirim Sebepleri Nedir?

Şahsi cezasızlık ve cezada indirim sebepleri, ceza hukukunda suçun kanuni tanımında yer alan bütün unsurlar gerçekleşmiş olmasına rağmen fail hakkında ceza verilmemesini veya hükmedilecek cezanın kanunda öngörülen ölçüde azaltılmasını sağlayan özel ceza hukuku kurumlarıdır. Bu düzenlemeler, suçun oluşumunu ortadan kaldırmamakta; yalnızca failin şahsına bağlı belirli hukuki sebepler nedeniyle cezai yaptırımın uygulanmasını etkilemektedir. Başka bir ifadeyle, failin gerçekleştirdiği fiil hukuka aykırı olma niteliğini korumakta ve suç olarak varlığını sürdürmektedir. Ancak kanun koyucu, bazı kişisel veya ailevi ilişkilerin korunmasını daha üstün bir hukuki değer olarak kabul ederek cezalandırma yetkisinin kullanılmamasını veya daha sınırlı kullanılmasını tercih etmiştir.
Ceza hukukunda temel ilke, suç işleyen herkesin işlediği fiilin karşılığı olan yaptırımla karşılaşmasıdır. Bununla birlikte kanun koyucu, bazı özel durumlarda fail ile mağdur arasındaki akrabalık ilişkisini, aile bütünlüğünü, toplumsal barışı ve cezanın bireyselleştirilmesi ilkesini gözeterek genel kuraldan ayrılmıştır. Bu nedenle Türk Ceza Kanunu’nda belirli suç tipleri bakımından şahsi cezasızlık veya cezada indirim hükümlerine yer verilmiştir.
Şahsi cezasızlık ve cezada indirim sebepleri, hukuka uygunluk nedenleri veya kusurluluğu kaldıran hâller ile karıştırılmamalıdır. Örneğin meşru savunmada gerçekleştirilen fiil hukuka uygun kabul edildiğinden suç oluşmaz. Buna karşılık şahsi cezasızlık hâllerinde suç bütün unsurlarıyla meydana gelmiş olup hukuka aykırılık devam etmektedir. Ancak kanunun açık hükmü gereğince fail hakkında ceza verilmemekte veya cezada indirim uygulanmaktadır. Bu yönüyle söz konusu kurumlar, suçun varlığına değil yalnızca yaptırımın uygulanmasına etki eden istisnai düzenlemeler niteliğindedir.
Şahsi Cezasızlık Sebebi Nedir?
Şahsi cezasızlık sebebi, failin işlediği fiilin suç olma niteliğini ortadan kaldırmayan, ancak yalnızca kanunda belirtilen kişisel nedenler dolayısıyla fail hakkında cezaya hükmedilmesini engelleyen özel bir ceza hukuku kurumudur. Bu durumda suçun maddi ve manevi unsurları eksiksiz şekilde gerçekleşmekte, fail kusurlu davranmakta ve hukuka aykırılık devam etmektedir. Buna rağmen kanun koyucu, fail ile mağdur arasındaki özel hukuki ilişki nedeniyle cezalandırmanın toplum yararına hizmet etmeyeceğini değerlendirerek ceza verilmemesini kabul etmektedir.
Şahsi cezasızlık sebepleri, öğretide “cezayı kaldıran şahsi sebepler” olarak da ifade edilmektedir. Bu kurumun en önemli özelliği, yalnızca ilgili kişi bakımından sonuç doğurmasıdır. Dolayısıyla şahsi cezasızlık sebebi bulunan fail cezalandırılmazken, aynı suça iştirak eden diğer kişiler genel hükümlere göre cezalandırılmaya devam eder. Çünkü bu düzenleme suçun niteliğine değil, tamamen failin şahsına bağlı hukuki bir sebebe dayanmaktadır.
Ceza hukukunda geçerli olan suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereğince şahsi cezasızlık sebepleri yalnızca kanunda açıkça düzenlenen hâllerde uygulanabilir. Hâkimin kıyas yoluyla yeni bir şahsi cezasızlık sebebi oluşturması veya mevcut düzenlemeleri genişletmesi mümkün değildir. Bu nedenle somut olayda şahsi cezasızlık hükümlerinin uygulanabilmesi için kanunda öngörülen bütün şartların eksiksiz şekilde gerçekleşmesi gerekir.
Cezada İndirim Sebebi Nedir?
Cezada indirim sebepleri ise failin cezalandırılmasını tamamen ortadan kaldırmayan, ancak hükmedilecek cezanın kanunda öngörülen oranda azaltılmasını sağlayan özel düzenlemelerdir. Burada fail hakkında mahkûmiyet kararı verilmekte, ancak kanun koyucunun öngördüğü kişisel nedenler dikkate alınarak daha hafif bir yaptırım uygulanmaktadır.
Cezada indirim sebeplerinin temel amacı, cezanın bireyselleştirilmesini sağlamak ve her somut olayda adalet ile hakkaniyet ilkelerinin gözetilmesine katkıda bulunmaktır. Özellikle aile bireyleri arasında meydana gelen bazı malvarlığına karşı suçlarda kanun koyucu, aile ilişkilerinin korunmasını esas alarak tam ceza uygulanmasını uygun görmemiş ve cezada indirime imkân tanımıştır.
Şahsi cezasızlık hükümlerinde olduğu gibi cezada indirim sebepleri de istisnai niteliktedir. Mahkeme, yalnızca kanunda açıkça öngörülen durumlarda indirim uygulayabilir. Kanuni dayanağı bulunmayan herhangi bir kişisel ilişkinin veya sosyal gerekçenin indirim nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
Şahsi Cezasızlık ve Cezada İndirim Sebepleri Hangi Hâllerde Uygulanır?
Türk Ceza Kanunu’nda şahsi cezasızlık ve cezada indirim sebepleri farklı suç tipleri bakımından özel olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerin en önemlisi, Türk Ceza Kanunu’nun 167. maddesinde yer alan malvarlığına karşı suçlara ilişkin hükümleridir.
TCK’nın 167. maddesi, fail ile mağdur arasında belirli derecede akrabalık ilişkisi bulunması hâlinde, kanunda sayılan bazı malvarlığına karşı suçlarda ceza verilmemesini veya cezada indirim yapılmasını öngörmektedir. Kanun koyucu bu düzenleme ile aile bireyleri arasındaki ekonomik uyuşmazlıkların mümkün olduğunca ceza hukuku yaptırımları dışında çözümlenmesini amaçlamıştır. Böylece aile birliğinin korunması ve ceza hukukunun son çare olma (ultima ratio) ilkesi birlikte gözetilmiştir.
Bununla birlikte, şahsi cezasızlık ve cezada indirim hükümleri her suç bakımından uygulanmaz. Kanunda açıkça belirtilmeyen suçlarda fail ile mağdur arasında yakın akrabalık ilişkisi bulunsa dahi bu hükümlerden yararlanılması mümkün değildir. Aynı şekilde akrabalık ilişkisinin suçun işlendiği tarihte mevcut olması gerekir. Suç tarihinden sonra kurulan evlilik veya hısımlık ilişkileri, kural olarak bu hükümlerin uygulanmasını sağlamaz.
TCK’nın 167. Maddesi Kapsamında Şahsi Cezasızlık
Şahsi cezasızlık ve cezada indirim hükümlerinin temel dayanağı olan Türk Ceza Kanunu’nun 167. maddesi, malvarlığına karşı işlenen belirli suçlar bakımından özel bir düzenleme getirmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında şu hükme yer verilmiştir:
“Yağma ve nitelikli yağma hariç, bu bölümde yer alan suçların; haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin, üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin ya da evlat edinen veya evlatlığın zararına olarak işlenmesi hâlinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz.”
Bu hüküm uyarınca, örneğin bir kişinin birlikte yaşamaya devam ettiği eşine, anne veya babasına, çocuğuna ya da evlat edinenine karşı TCK’nın malvarlığına karşı suçlar bölümünde yer alan ve madde kapsamına giren bir suçu işlemesi hâlinde, suçun işlendiği sabit olsa dahi mahkeme fail hakkında cezaya hükmetmeyecektir.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, şahsi cezasızlık hükmünün suçun işlendiğini ortadan kaldırmamasıdır. Mahkeme, suçun bütün unsurlarının oluştuğunu tespit etmekte; ancak kanunun emredici hükmü gereğince ceza vermemektedir. Bu nedenle verilen karar beraat kararı değil, ceza verilmemesine ilişkin özel bir hüküm niteliğindedir.
Kanun koyucunun bu düzenlemeyi kabul etmesindeki temel amaç, aile bireyleri arasındaki ekonomik uyuşmazlıkların ceza yargılamasına konu edilmesini mümkün olduğunca sınırlandırmak ve aile ilişkilerinin korunmasına katkı sağlamaktır. Bununla birlikte yağma suçu cebir ve tehdit unsurunu içerdiğinden, aile bireyleri arasında işlenmiş olsa dahi TCK’nın 167. maddesindeki şahsi cezasızlık hükümlerinden yararlanılması mümkün değildir.
TCK’nın 167. Maddesi Kapsamında Cezada İndirim Sebepleri
Türk Ceza Kanunu’nun 167. maddesi yalnızca şahsi cezasızlık hâllerini değil, aynı zamanda cezada indirim uygulanacak durumları da düzenlemektedir. Maddenin ikinci fıkrasında, birinci fıkrada sayılan kişiler dışında kalan ancak fail ile mağdur arasında belirli derecede yakın akrabalık ilişkisi bulunan kişiler bakımından cezanın tamamen kaldırılması yerine indirilmesi öngörülmüştür.
TCK m.167/2 hükmü şöyledir:
“Bu suçların, haklarında ayrılık kararı verilmiş olan eşlerden birinin zararına olarak ya da aynı konutta beraber yaşamayan kardeşlerden birinin zararına olarak veya amca, dayı, hala, teyze, yeğen veya ikinci derece kayın hısımlarının zararına olarak işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarısı oranında indirilir.”
Görüldüğü üzere kanun koyucu, aile bağının tamamen ortadan kalkmadığı ancak birinci fıkradaki kadar güçlü olmadığı ilişkiler bakımından cezasızlık yerine indirim sistemini benimsemiştir. Örneğin haklarında ayrılık kararı verilmiş eşler arasında işlenen malvarlığına karşı suçlarda fail tamamen cezasız bırakılmamakta, ancak aile ilişkisinin devam ediyor olması gözetilerek verilecek cezada yarı oranında indirim uygulanmaktadır.
Benzer şekilde aynı konutta yaşamayan kardeşler arasında işlenen suçlar ile amca, dayı, hala, teyze, yeğen ve ikinci derece kayın hısımları arasında gerçekleşen suçlar bakımından da cezanın yarısına kadar indirilmesi öngörülmüştür. Burada dikkat edilmesi gereken husus, kardeşlerin aynı konutta birlikte yaşamaları hâlinde artık birinci fıkra kapsamındaki şahsi cezasızlık hükümlerinin uygulanabileceği, birlikte yaşamamaları hâlinde ise ikinci fıkra gereğince cezada indirim yapılacağıdır.
Kanunda öngörülen indirim oranı hâkimin takdirine bırakılmış değildir. Kanuni şartlar gerçekleşmişse mahkeme ilgili indirim hükmünü uygulamak zorundadır. Bu nedenle TCK’nın 167. maddesi, cezayı bireyselleştiren emredici hükümler arasında yer almaktadır.
TCK’nın 167. Maddesi Hangi Suçlarda Uygulanır?
Şahsi cezasızlık ve cezada indirim hükümleri, Türk Ceza Kanunu’nun malvarlığına karşı suçlar bölümünde yer alan her suç bakımından uygulanmamaktadır. Maddenin uygulanabilmesi için öncelikle suçun, TCK’nın ilgili bölümünde yer alan ve kanun koyucunun kapsam dışında bırakmadığı suçlardan biri olması gerekir.
Uygulamada en sık karşılaşılan suçlar; hırsızlık (TCK m.141 ve devamı), mala zarar verme (TCK m.151), güveni kötüye kullanma (TCK m.155), bedelsiz senedi kullanma (TCK m.156), dolandırıcılık (TCK m.157 ve m.158), kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf (TCK m.160) gibi suçlardır.
Buna karşılık yağma suçu, kanun koyucu tarafından açıkça kapsam dışında bırakılmıştır. Bunun nedeni, yağma suçunun yalnızca malvarlığına değil, aynı zamanda kişinin irade özgürlüğüne yönelik cebir veya tehdit içermesidir. Dolayısıyla fail ile mağdur arasında yakın akrabalık ilişkisi bulunsa bile yağma suçunda TCK’nın 167. maddesinin uygulanması mümkün değildir.
Her somut olayda öncelikle isnat edilen suçun TCK’nın 167. maddesi kapsamına girip girmediği belirlenmeli, daha sonra fail ile mağdur arasındaki hukuki ilişkinin kanunda belirtilen derecede olup olmadığı değerlendirilmelidir.
Şahsi Cezasızlık ve Cezada İndirim Sebeplerinin Uygulanma Şartları
TCK’nın 167. maddesinin uygulanabilmesi için yalnızca akrabalık ilişkisinin bulunması yeterli değildir. Kanunda belirtilen diğer şartların da gerçekleşmesi gerekir.
Her şeyden önce fail ile mağdur arasındaki akrabalık veya aile ilişkisi, suçun işlendiği tarihte mevcut olmalıdır. Suç tarihinden sonra gerçekleşen evlenme, evlat edinme veya benzeri hukuki işlemler geçmişe etkili sonuç doğurmaz.
Bunun yanında suçun, maddenin uygulanabileceği suçlardan biri olması gerekir. Kanunda açıkça kapsam dışında bırakılan suçlar bakımından şahsi cezasızlık veya indirim hükümleri uygulanamaz.
Ayrıca söz konusu düzenlemeler yalnızca kanunda belirtilen kişiler bakımından geçerlidir. Ceza hukukunda kıyas yasağı bulunduğundan, maddede sayılmayan akrabalık ilişkileri yorum yoluyla kapsam içerisine alınamaz. Örneğin kuzenler arasında işlenen malvarlığına karşı suçlarda TCK’nın 167. maddesinin uygulanması mümkün değildir.
Şahsi Cezasızlık Sebeplerinin İştirak Hâlinde Uygulanması
Şahsi cezasızlık sebepleri kişiye sıkı sıkıya bağlı hukuki sonuç doğurduğundan iştirak hâlinde işlenen suçlarda yalnızca ilgili fail bakımından uygulanır.
Örneğin bir kişinin kardeşine karşı işlediği hırsızlık suçuna üçüncü bir kişinin yardım etmesi veya birlikte hareket etmesi hâlinde, kardeş olan fail şahsi cezasızlık hükmünden yararlanabilecek iken suça iştirak eden üçüncü kişi genel hükümlere göre cezalandırılacaktır.
Bu durum, ceza hukukunun şahsilik ilkesinin doğal sonucudur. Şahsi cezasızlık sebebi suçun niteliğini değiştirmemekte, yalnızca belirli kişi bakımından cezalandırmayı ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle iştirak eden diğer sanıklar açısından aynı hukuki sonuç kendiliğinden doğmaz.
Sonuç
Şahsi cezasızlık ve cezada indirim sebepleri, ceza hukukunda yaptırımın bireyselleştirilmesini sağlayan istisnai kurumlardan biridir. Bu düzenlemeler sayesinde kanun koyucu, aile bağlarının korunması ve toplumsal barışın sürdürülmesi amacıyla bazı malvarlığına karşı suçlarda genel cezalandırma ilkesinden ayrılmıştır.
Bununla birlikte bu hükümler, suçun oluşumunu ortadan kaldırmamakta; yalnızca kanunda açıkça belirtilen kişisel ilişkilerin varlığı hâlinde ceza verilmesini engellemekte veya hükmolunacak cezanın indirilmesini sağlamaktadır. Bu nedenle TCK’nın 167. maddesinin uygulanabilmesi için hem suçun kanuni kapsam içerisinde bulunması hem de fail ile mağdur arasındaki hukuki ilişkinin kanunda öngörülen şartları taşıması zorunludur.
Uygulamada şahsi cezasızlık ve cezada indirim hükümlerinin doğru değerlendirilmesi, hem sanığın hukuki durumunun doğru belirlenmesi hem de ceza adaletinin sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle her somut olay, Türk Ceza Kanunu hükümleri ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları birlikte değerlendirilerek incelenmelidir.




