Büyük Taşınmazlarda Ortaklığın Giderilmesi

Paylı veya elbirliği mülkiyetine konu taşınmazlarda ortaklığın sürdürülmesi her zaman mümkün olmayabilir. Özellikle yüksek ekonomik değere sahip büyük taşınmazlarda ortakların kullanım, yönetim ve tasarruf konularında anlaşamaması, ortaklığın giderilmesini zorunlu hâle getirmektedir. Tarım arazileri, büyük arsalar, sanayi imarlı taşınmazlar ve çok hisseli aile taşınmazları uygulamada ortaklığın giderilmesi davalarının en sık görüldüğü taşınmaz türleridir.
Ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu), ortaklardan her birine, ortak mülkiyet ilişkisinden çıkma imkânı tanıyan önemli bir hukuki kurumdur. Türk Medeni Kanunu, ortak mülkiyet ilişkisinin sürekli olarak devam ettirilmesini zorunlu görmemiş; belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde ortaklardan her birine ortaklığın sona erdirilmesini talep etme hakkı tanımıştır. Ancak büyük yüzölçümlü taşınmazlarda ortaklığın giderilmesi, taşınmazın niteliği, imar durumu, tarımsal özellikleri ve ekonomik bütünlüğü gibi nedenlerle klasik ortaklığın giderilmesi davalarından daha farklı hukuki değerlendirmeleri gerektirmektedir.
Ortaklığın Giderilmesi Kavramı
Ortaklığın giderilmesi, birden fazla kişinin birlikte malik olduğu mal üzerindeki ortak mülkiyet ilişkisinin mahkeme kararıyla sona erdirilmesidir. Doktrinde bu dava “izale-i şüyu davası” olarak da adlandırılmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 698. maddesi uyarınca; “Paylı mülkiyette her paydaş, malın sürekli bir amaca özgülenmiş olması veya uygun olmayan zamanda istenmesi dışında, paylaşmayı isteme hakkına sahiptir.”
Bu düzenleme, ortaklardan hiçbirinin ortak mülkiyet ilişkisini süresiz olarak devam ettirmeye zorlanamayacağını ortaya koymaktadır. Paylaşma isteme hakkı kural olarak her zaman kullanılabilir. Ancak kanun koyucu, taşınmazın belirli bir amaca özgülenmiş olması veya paylaşmanın dürüstlük kuralına aykırı şekilde istenmesi hâllerinde bu hakkın sınırlandırılabileceğini kabul etmiştir.
5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu Kapsamında Büyük Tarım Arazilerinde Ortaklığın Giderilmesi
Tarım arazileri, yalnızca bireysel mülkiyet konusu taşınmazlar olmayıp aynı zamanda ülkenin gıda güvenliği, kırsal kalkınması ve doğal kaynaklarının korunması açısından stratejik öneme sahiptir. Türkiye’de miras yoluyla intikaller ve hisseli mülkiyet ilişkileri nedeniyle tarım arazilerinin giderek küçülmesi ve ekonomik bütünlüğünü kaybetmesi uzun yıllar önemli bir sorun olarak varlığını sürdürmüştür.
Bu sorunun önüne geçebilmek amacıyla 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kabul edilmiş, daha sonra 6537 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerle tarım arazilerinin bölünmesine ilişkin daha sıkı kurallar getirilmiştir. Günümüzde tarım arazilerinde ortaklığın giderilmesi davaları yalnızca Türk Medeni Kanunu’nun ortaklığın giderilmesine ilişkin hükümlerine göre değil, aynı zamanda 5403 sayılı Kanun’un emredici hükümleri çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Tarım Arazilerinin Bölünmesine Getirilen Sınırlamalar
5403 sayılı Kanun’un 8. maddesi, tarım arazilerinin belirlenen asgari büyüklüklerin altında ifraz edilemeyeceğini ve hisselendirilemeyeceğini hüküm altına almaktadır. Bu düzenleme, tarım arazilerinin ekonomik işletme büyüklüğünü korumaya yöneliktir.
Buna göre mahkeme, ortaklığın giderilmesi davasında öncelikle taşınmazın tarım arazisi niteliğinde olup olmadığını araştırmalıdır. Eğer dava konusu taşınmaz tarım arazisi niteliğindeyse, yalnızca fiziki olarak bölünebilir olması aynen taksim kararı verilmesi için yeterli değildir. Bölünme sonucunda oluşacak her bir parselin, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından belirlenen asgari tarımsal arazi büyüklüğünü sağlaması ve ekonomik bütünlüğünü koruması gerekir.
| Örneğin 200 dönümlük bir tarla, yüzölçümü itibarıyla dört parçaya ayrılabilecek durumda olsa bile oluşacak parseller ekonomik işletme niteliğini kaybediyorsa aynen taksim mümkün olmayacaktır. Böyle bir durumda Türk Medeni Kanunu’ndaki aynen paylaşma ilkesi, 5403 sayılı Kanun’un emredici hükümleri karşısında uygulanamayacaktır. |
Ortaklığın Giderilmesi Davalarına Etkisi
Türk Medeni Kanunu’nun 698 ve 699. maddeleri paydaşlara ortaklığın giderilmesini isteme hakkı tanımaktadır. Ancak tarım arazileri bakımından bu hükümler tek başına uygulanamaz. Çünkü 5403 sayılı Kanun, tarım arazileri açısından özel kanun niteliğindedir.
Mahkemeler yalnızca Türk Medeni Kanunu’nun 698 ve 699. maddeleri ile yetinemez. Öncelikle taşınmazın 5403 sayılı Kanun kapsamında korunması gereken bir tarım arazisi olup olmadığı araştırılmalıdır.
Mahkeme;
- Tapu kayıtlarını,
- Tarım ve Orman İl/İlçe Müdürlüğünün görüşünü,
- Asgari tarımsal arazi büyüklüklerini,
- Ekonomik bütünlüğü,
- Bilirkişi raporlarını
birlikte değerlendirmelidir. Eğer taşınmazın aynen taksimi 5403 sayılı Kanun hükümleri nedeniyle mümkün değilse, ortaklığın aynen giderilmesine karar verilemez. Böyle bir durumda satış suretiyle ortaklığın giderilmesi gündeme gelir.
Sonuç ve Değerlendirme
Büyük tarım arazilerinde ortaklığın giderilmesi davalarında, Türk Medeni Kanunu’nun genel hükümleri ile 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun özel hükümleri birlikte uygulanmaktadır. Kanunun temel amacı, tarım arazilerinin miras veya diğer hukuki işlemler sonucunda ekonomik bütünlüğünü kaybedecek şekilde parçalanmasını önlemektir.
Bu nedenle mahkemeler, aynen taksim kararı vermeden önce taşınmazın tarım arazisi niteliğini, asgari tarımsal arazi büyüklüklerini ve ekonomik bütünlüğün korunup korunamayacağını araştırmak zorundadır. Aynen taksimin mümkün olmadığı hâllerde ise Türk Medeni Kanunu’nun 699. maddesi uyarınca satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilmelidir.
Sonuç olarak, 5403 sayılı Kanun, ortaklığın giderilmesini engelleyen değil, tarım arazilerinin korunmasını amaçlayan özel bir düzenlemedir. Bu nedenle uyuşmazlıkların çözümünde hem mülkiyet hakkı hem de tarım arazilerinin sürdürülebilirliği birlikte gözetilmelidir.
| Yargıtay 14. Hukuk Dairesi Esas No: 2018/4591, Karar No: 2019/5655, Karar Tarihi: 23.09.2019
Davacılar, 18 taşınmazdaki ortaklığın mümkünse aynen taksim değilse satış suretiyle giderilmesini istemişlerdir. Mahkeme hukuki yarar olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Ancak, paydaşlığın giderilmesi davalarında bütün paydaşların yer alması zorunlu olduğundan hükmün bozulması gerektiği belirtilmiştir. Davacılar aynen taksimin mümkün olmadığı değerlendirildiğine göre satış yoluyla ortaklığın giderilmesini talep etmişlerdir. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 8. maddesinin 3. fıkrası gereğince taksiminin mümkün olmadığı belirlendiğine göre ortaklığın satış yoluyla giderilmesine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
|
| Yargıtay 14. Hukuk Dairesi Esas: 2016/15246, Karar: 2020/3049, Karar Tarihi:11.03.2020
Dava, ortaklığın giderilmesi isteğine ilişkindir. Davacı vekili, dava konusu 5460 parsel sayılı taşınmazdaki ortaklığın öncelikle aynen taksim, olmazsa satış yoluyla giderilmesini talep etmiştir. Davalılardan … vekili; öncelikle aynen taksim, olmazsa satış suretiyle ortaklığın giderilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile 5460 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmiştir.
Hükmü, bir kısım davalılar vekili temyiz etmiştir.
Paydaşlığın (ortaklığın) giderilmesi davaları iki taraflı, taraflar için benzer sonuçlar doğuran davalardır. Bu davalarda davalı da davacı gibi aynı haklara sahiptir. Bu nedenle davacının satış suretiyle paylaşma istemesi davalıların aynen paylaşma istemesine engel teşkil etmez. Paydaşlığın giderilmesi davalarında mahkemece malın aynen bölünerek paylaştırılmasına karar verilebilmesi için taşınmazın yüzölçümü, niteliği, pay ve paydaş sayısı ve tarım arazilerinin niteliği ile imar mevzuatına göre aynen taksimin mümkün olup olmadığının araştırılması gerekir. Taşınmazın önemli ölçüde bir değer kaybına uğraması söz konusu ise aynen bölünerek paylaştırılmasına karar verilemez. Keza paydaşlar rıza göstermedikleri takdirde taşınmazın bir bölümü paylı bırakılamaz.
Aynen bölünerek paylaştırmanın (taksimin) mümkün olması durumunda bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi halinde eksik değerdeki parçaya para (ivaz) eklenerek denkleştirme sağlanır. Paydaşlar arasında anlaşma olmadıkça hakim kendiliğinden bazı taşınmazların bir kısım paydaşlara, kalanın diğer paydaşlara verilmesi şeklinde aynen bölünerek paylaştırmaya karar veremez.
Aynen bölünerek paylaştırma (taksim) halinde teknik bilirkişiye ifraz projesi düzenlettirilerek bu projeye göre taşınmaz belediye veya mücavir alan hudutları içerisinde ise belediyeden, belediye dışında ise İl İdare Kurulundan 3194 sayılı İmar Kanunu ve Yönetmeliğine göre bölüşmenin (taksimin) mümkün olup olmadığı sorulur. Belediyeler veya İl İdare Kurullarınca onaylanması gereken ifraz projesinde kimlere nerelerin verileceği konusunda paydaşlar anlaşamazlarsa hakim huzurunda kura çekilerek belirlenir.
|
Av. Ahmet EKİN & Stj. Av. Dilan ARAR




