Suça Teşebbüs ve Gönüllü Vazgeçme

Ceza hukuku, suçun işlenmesini ve bu eylemlere verilecek cezaları düzenlerken, eylemin tamamlanma aşamasına dahi gelmediği durumları da göz ardı etmez. İşte bu noktada, suça teşebbüs ve gönüllü vazgeçme gibi temel kurumlar devreye girer. Bu iki kavram, bir suçun işlenme sürecindeki farklı aşamaları ve failin iradesinin ceza hukuku açısından ne denli önemli olduğunu ortaya koyar.
Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 35. ve 36. maddelerinde düzenlenen bu kurumlar, suç siyaseti açısından modern bir yaklaşımı temsil ederken, faillerin pişmanlık duyarak suçtan dönme iradelerini de teşvik etmeyi amaçlar.
Suça Teşebbüs
Suça teşebbüs, bir suç işleme kastıyla yola çıkan failin, bu amacını gerçekleştirmek için “elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlaması” ancak “elinde olmayan nedenlerle” suçu tamamlayamaması durumudur. Bu tanım, aslında üç temel unsuru bünyesinde barındırır:
- Suç İşleme Kastı: En başta, failin belirli bir suçu işlemeye yönelik bir iradesinin olması gerekir. Örneğin, birini öldürme kastıyla hareket eden kişi, eylemine başlamadan önce bu iradeye sahip olmalıdır. Kast olmadan teşebbüsün varlığından söz edilemez.
- Elverişli Hareketlerle Doğrudan İcraya Başlama: Bu, teşebbüsün en kritik aşamasıdır. Failin eylemleri, sadece hazırlık hareketleri olmamalı, doğrudan suçu tamamlamaya yönelik olmalıdır. Örneğin, bir hırsızlık suçunda maymuncuk taşıyan kişi sadece hazırlık halindedir; ancak kapıyı maymuncukla açmaya başladığı an, icra hareketlerine doğrudan başlamış sayılır. Bu aşamada kullanılan araçların ve yapılan eylemlerin suçu tamamlamaya elverişli olması gerekir. Suçu işlemeye elverişli olmayan bir silahla ateş etmek veya zehirsiz bir maddeyi zehir zannederek kullanmak teşebbüs kapsamında değerlendirilemez.
- Failin Elinde Olmayan Nedenler: Teşebbüsün oluşması için, suçun failin iradesi dışında bir sebeple yarım kalması şarttır. Örneğin, failin bir mağdura ateş ettiği sırada silahın tutukluk yapması, üçüncü bir kişinin araya girerek engellemesi veya mağdurun son anda kaçması gibi durumlar, failin elinde olmayan nedenler olarak kabul edilir. Eğer fail, kendi iradesiyle suçu tamamlamaktan vazgeçerse, bu durum artık teşebbüs değil, gönüllü vazgeçme kurumunun konusudur.
Suça teşebbüs halinde faile verilecek ceza, TCK 35. maddeye göre indirilir. Bu, tam suçun cezasından daha hafif bir yaptırım uygulanması anlamına gelir. Maddenin ikinci fıkrası, bu indirimi cezaların ağırlığına göre kademelendirir: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine 14 yıldan 21 yıla, müebbet hapis yerine 10 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası öngörülür. Diğer suçlarda ise cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadar bir indirim uygulanır. Bu indirim oranı, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre takdir edilir.

Gönüllü Vazgeçme Ne Demek?
Gönüllü vazgeçme (TCK m. 36), modern ceza hukukunun en önemli kurumlarından biridir. Bu maddeye göre, suçun icrasına başlayan fail, “gönüllü vazgeçer” veya “kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse,” teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz. Bu hüküm, failin cezai sorumluluğunu ortadan kaldıran kişisel bir nedendir.
Gönüllülük Nedir?
“Gönüllü vazgeçme” ifadesindeki “gönüllü” kelimesi, failin pişmanlık duyup duymadığıyla ilgili değildir. Vazgeçmenin gönüllü olması, failin suçu tamamlayabilme imkanına sahip olmasına rağmen kendi iradesiyle bu eylemden vazgeçmesi anlamına gelir. Eğer fail, suçu tamamlamasına engel olan dışsal bir güçle (polis baskını, mağdurun güçlü direnişi vb.) karşılaşırsa ve bu nedenle vazgeçerse, bu vazgeçme gönüllü sayılmaz.
Gönüllü Vazgeçmenin Şekilleri
TCK 36, gönüllü vazgeçmenin iki farklı şekilde gerçekleşebileceğini belirtir:
- Suçun İcra Hareketlerinden Gönüllü Vazgeçme: Fail, henüz suçu tamamlamadan, icra hareketlerini yarıda bırakır. Örneğin, bir eve girmek için kapıyı zorlayan hırsız, kapıyı açabilecekken aniden karar değiştirip uzaklaşır.
- Suçun Tamamlanmasını veya Neticenin Gerçekleşmesini Kendi Çabalarıyla Önleme: Fail, icra hareketlerini tamamladıktan sonra, sonucun gerçekleşmesini engellemek için aktif bir çaba sarf eder. Örneğin, birini zehirlemek için zehirli bir madde veren kişi, pişmanlık duyarak hemen panzehir verir veya ambulans çağırır. Bu durumda, suçu tamamlamış olmasına rağmen sonucun gerçekleşmesini önlediği için gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanır.
Gönüllü vazgeçme, suça teşebbüse göre faile çok daha lehe bir sonuç doğurur. Çünkü faile, teşebbüs ettiği suçtan dolayı ceza verilmez. Ancak, kanun metninde de belirtildiği gibi, vazgeçtiği ana kadar tamamlanan kısım başlı başına bir suç teşkil ediyorsa, fail sadece o suçtan cezalandırılır. Örneğin, bir kişiyi kaçırıp tecavüz etmeyi planlayan fail, tecavüzden vazgeçse bile, kişiyi kaçırma suçu tamamlandığı için sadece bu suçtan sorumlu tutulur.

Teşebbüs ve Vazgeçme İlişkisi
Suça teşebbüs ve gönüllü vazgeçme kurumları, birbirini tamamlayan, ceza hukukunun dinamik yapısını gösteren iki önemli kavramdır. Biri, suçun tamamlanmamış olmasından kaynaklı ceza indirimini öngörürken, diğeri failin kendi iradesiyle suç yolundan dönmesini teşvik ederek cezasızlık sağlar.
Bu iki kurum, suç işleme eğilimindeki bireylere, son anda dahi olsa doğru kararı vermeleri için bir “ikinci şans” sunar. Bu, sadece bireysel adaleti sağlamakla kalmaz, aynı zamanda suçun önlenmesi ve kamu düzeninin korunması gibi genel ceza siyaseti hedeflerine de hizmet eder. Failin suçun icrasından vazgeçmesi veya sonucun gerçekleşmesini önlemesi, toplum açısından da meydana gelebilecek zararın önüne geçtiği için takdire şayan bir eylem olarak görülür ve ceza hukuku bu tutumu ödüllendirir.
Dolayısıyla, TCK 35 ve 36. maddeler, sadece yasal bir metin olmaktan öte, insan iradesinin ve vicdanının ceza hukukundaki yerini belirleyen, suçluluk psikolojisine ışık tutan ve modern ceza hukukunun insancıl yüzünü gösteren önemli düzenlemelerdir.
Av. Ahmet EKİN & Stj. Av. Servet DEMİR




